Pazartesi, Aralık 04, 2006
Cuma, Kasım 24, 2006
Salı, Kasım 14, 2006
Cuma, Kasım 10, 2006
SAYGIYLA ANIYORUZ....
ATATÜRK'E GÖRE ATATÜRK " İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!"
ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz."***
Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Şimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün tasavvurlarımın beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni gayelere erişmek için de bu yardım ve desteğe ihtiyacım vardır; onu benden esirgemeyiniz!
Perşembe, Kasım 09, 2006
KIRLANGICIN HİKAYESİ....
Kırlangıç'in biri, bir adama aşık olmuş. Penceresinin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmiş, güzel durduğuna ikna olduktan sonra... Küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş. Tik... Tik... Tik. Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormus. Bir meşgulmüs, bir meşgulmüs! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!Heyecanlı kırlangıç, telaşını baştırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmis, sözcükler dökülmeye başlamış: Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedeni'ni, niçin'ini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım. Adam birden parlamıs. Yok daha neler? Durduk yerde sen de nereden çıktın şimdi? Olmaz, alamam! demis. Gerekçesi de pek sersemceymiş: Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mü? Kırlangıç mahçup olmuş.
Basını önüne eğmis. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost ölürüm. Hiç canını sıkmam. Adam kararlı, adam ısrarlı: Yok, yok ben seni içeri alamam demis. Biraz da kaba mıymış, neymiş, lafı kısa kesmis: isim gücüm var, git başımdan! Aradan bir zaman geçmis, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üsüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pi man olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın! Yalnızlığını paylaşırım... demis. Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam bu yalnızlık meselesine içerlemis. Pek bir sinirlenmis. Ben yalnızlığımdan memnunum demis. Kuştan onu rahat bırakmasını istemis. Düpedüz kovmuş.
Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, basını önüne eğmis, çekip gitmis. Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş: Hay benim akılsız başım demiş.
Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye önün teklifini kabul etmedim ki? şimdi böyle köş köş oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte. Pişman olmuş olmasına ama iş isten geçmis. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Şıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemis. Gözü yollardaymıs. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmis. Ama... Onunki hıç görünmemiş!
Yazın sonuna kadar penceresi açik beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamıs.
Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmis. Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki: Kırlangıçların ömrü altı aydır... Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinize geçer ve değerlendiremezseniz uçup gider. Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşınıza çikar, değerini bilemezseniz kaçıp giderler. Ve asla geri gelmezler. Dikkatlı olun... Farkında olun... Ve bir düsünün bakalım: Acaba siz, bügüne kadar sizinle dost olmaya çalışan kaç kırlangıcı pencerenizden kovaladınız...?
Salı, Kasım 07, 2006
KARAOĞLAN YAŞAMA VEDA ETTİ...

Devlet adamlarımızdan eski başbakanlardan Bülent Ecevit yaşama gözlerini yumdu.
Sadece hakkında konuşulacak konu siyaset değildi bence. iyi bir şairdi.
İşte benim en sevdiğim şiiri.. Aşk kokan bir şiir!! Sanırım Rahşanına duyduğu aşkı anlatıyor...
birlikte ögrendik seninle
avucumuzda yüregi çarpan
kusa sevgiyi
elele duyduk kumsalda denizin
milyon yilda yonttugu
tasa sevgiyi
tirtillari tanidik seninle baharda
tirtilken daha sevmeyi ögrendik
sevgiden üreyen kelebegi
topragi evimiz gibi sevdik seninle
birlikte sevdik kuru toprakta
ev kuran köstebegi
köstebeginden topragina tasina
tirtilindan kelebegine kusuna
elele sevdik bu dünyayi
acisiyla sevinciyle sevdik
yaziyla kisiyla sevdik
köy - köy ülke - ülke
gökler gibi sardi dünyayi
yagmur gibi sizdi dünyaya
dünya kadar oldu sevgimiz
elele büyütüp elele derdik
elele derip insana verdik
verdikçe çogalan sevgimizi
Bülent Ecevit
Pazar, Ekim 22, 2006
Cuma, Ekim 13, 2006
SOYKIRIM SAFSATASI ve SOYKIRIMCI FRANSA
Ben sayfalarca yazmak, yorum yapmak isterim. Tek söyleyeceğim şunlar olacaktır. "SOYKIRIM YOKTUR. BİZ SOYKIRIM YAPMADIK. VATANIMIZI SAVUNDUK"
İnternette de soykırımı yalanyalanlara ceza gelecekmiş. Buyursun gelsin.
"Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" diyen ne güzel demiş. Bir bir düşmanlarımız ortaya çıkıyor. Bunların tarihten gelen "KUYRUK ACILARI" var.
Soykırım varsa işte FRANSANIN CEZAYİRDEKİ YAPTIĞI SOYKIRIM hakkında internetten bulduğum resim ve yazı:
Ayrıca şu alttaki linklere girin ve izleyin Cezayir katliamını Fransanın yaptıklarını:
http://www.youtube.com ' a girin ücretsiz üye olun. Arkasından search kısmına soykırım, ermeni, cezayir kelimelerini girin ve izleyin
"Ermeni soykırımı olmuştur" diyen Fransa, kendi tarihinin utanç sayfalarına bakmaktan çekiniyor..
Bu tüyler ürperten görüntüler, tarihin utanç sayfalarında kayıtlı. Yıl 1945.. Günlerden 8 Mayıs.. Fransa için kurtuluş, Cezayir için soykırım günü. Fransız sömürgesi Cezayir, Nazi Almanyası tarafından işgal edilen Fransa'nın kurtuluşu için gençlerini savaşa gönderdi. Karşılığında sadece bağımsızlığını istedi Fransa'dan. Fransa teklifi kabul etti. Almanya'yı, Cezayirli askerlerin desteğiyle yendi.GÜNLERCE SÜREN KATLİAM
Fransa'nın zaferi, Cezayir'de bayram coşkusuyla kutlandı. Sokaklara dökülen halk, kendilerine verilen bağımsızlık sözünün tutulacağı düşüncesiyle, kutlama yürüyüşleri düzenledi. Ancak Fransa, verdiği sözü tutmadı. Yürüyüşe katılan halkın üzerine işgalci Fransız askerleri tarafından ateş açıldı. Katliam günlerce sürdü. Masum insanlar, evlerinden alınarak kurşuna dizildi. Köyler ve kasabalar bombalarla yerle bir edildi.
İNSANLIĞIN BİTTİĞİ ANLAR....
Fransız askerleri, tek suçları ülkelerinin bağımsızlığını istemek olan yaklaşık 45 bin Cezayirliyi katletti. Kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden onbinerce Cezayirli, Fransız askerlerinin kurşunlarıyla can verdi.
ÖLDÜRMEK YETMEDİ TECAVÜZ ETTİLER
Askerler, yolda karşılarına çıkan Cezayirlileri rastgele öldürdü. Öldürmekle yetinmeyen Fransız askerleri, Cezayirli müslüman kadınlara tecavüz etti. İşte hortumla yıkanan bir kadın. Askerler, kadını tecavüze hazırlıyor. Ve bir başka genç kadın. Irzına geçen askerlerin arasında ve çıplak. Askerler, zorla, kadının fotoğrafını çekiyor.
Cezayir'de bunlar olurken, Fransa'nın savaşı kazanması için ölümü göze alan Cezayirli gençler ülkelerine dönüyordu. Bağımsızlık hayaliyle yola çıkan gençler büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Onları, ölümün ve korkunun kol gezdiği sokaklar karşıladı.
HİTLER'İN FIRINLARI GİBİ...
Katledilen onbinlerce Cezayirlinin bir kısmı şehir dışında açılan dev çukurlara gömüldü. Bir kısmı ise, kamyonlara doldurularak kireç fırınlarında yakılmaya götürüldü. Cezayirlilerin cesetleri, Nazi fırınlarına benzeyen ölüm fırınlarında yakıldı. 1945 yılı, tarihe, Fransa'nın utanç yılı olarak kazındı. Tarih sayfalarına utanç olarak geçen bu katliam, Fransa tarafından görmezden geliniyor. Cezayir hükümeti, Fransa hükümetinden katliam konusunda defalarca özür talebinde bulunmasına rağmen, Fransa bu ayıbı bu güne kadar kabullenmedi.
Kanal7 http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=165931
Çarşamba, Eylül 20, 2006
EY GÜZEL RAMAZAN!!!

Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]
(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]
(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]
(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]
(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda blunmayı, hepimize nasip eylesin!
(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]
(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin!
Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani](Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]
Kaynak : http://www.dinibilgiler.org
Perşembe, Eylül 14, 2006
KARADENİZ ANLATILMAZ!! YAŞANIRMIŞ!! YAŞADIM..
Cuma, Temmuz 28, 2006
TATİLE GİDİYORUM.... OLEYYYY.....
Harika doğal güzellikler göreceğim. Bol oksijen çekeceğim ciğerlerime..
Ben uzun bir süre olamayacağım...

Tatil sonrası Kırşehire, oradan Mersine geçeceğim..
Anlaşılan Eylüle kadar yokum..
Tatil dönüşü sizlerle çok güzel fotoğraflar paylaşacağım..
Şimdilik bunlar netten bulduklarım.... Hepinize güzel bir yaz diliyorum....

Perşembe, Temmuz 27, 2006
BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM!!
Kimseler yok evde..
Hem mutlu hem hüzünlüyüm!
Yeni bir yaşa adım atmak heyecan verici ama zamanın hızla geçmesi de biraz üzücü :(
24 oldum.
Düşünüyorum da koca 24 yıl nasıl geçti? Ah zaman, zaman..
Daha dün siyah önlüğümle okul yolunda kardeşimle giderken, bugün tüm eğitim hayatımı tamamlamış, hatta bir öğretmen olarak duruyorum aynanın karşısında...
Gözyaşlarım geçen zamana..
Gülümseyişlerim geleceğe...
Umarım bana bu yaşım tüm güzellikleri, başarıları tattırır.
Doğum günümü kutlayan siz arkadaşlarıma da çok teşekkür ederim... Bu mutlu günde yanımdasınız..
SON OLARAK BENİ DÜNYAYA GETİREN ANNEME, TÜM HERŞEYİNİ BİZİM UĞRUMUZA VEREN BABAMA TEŞEKKÜRLER...
BİR DE SANA.. HEP YANIMDA, KALBİMDE OLDUĞUN İÇİN...
Salı, Temmuz 11, 2006
SİZLERDEN GELEN ŞİİRLER...
Seni gördükçe dalgalanır içim,
Köpük köpük olur yüreğim,
Sevgimin tuzu damağımda kalır.
Duygularım ufka doğru yol alırken,
Senden tek ama tek birşey istiyorum,
Bu sevda denizinde benimle yüzmeni!
HALİDE GÜMÜŞ...
Cumartesi, Temmuz 08, 2006
SİZLERDEN GELEN ŞİİRLER...
Yaprakları solmuş
Ebruli bir güle
Aşığım,
Gözleri ışıl ışıl parlayan
Hiç bir şey anlamadığı halde gülümseyen
Yeni doğmuş bir bebeğe
Aşığım,
Dağları sırtında taşıyan
Dünyaya nefes almayı öğreten
Yemyeşil bir ağaca
Aşığım,
Gökyüzünde olabildiğince özgür
Avuçlarına aldığında
yüreği pır pır atan güvercine
Aşığım,
Yaşama sevincime
Aşığım,
Gülen tüm gözlere
Ben aşığım
Tüm evrene....
MUSTAFA AKAN
Perşembe, Temmuz 06, 2006
ŞİİR HAFTASI.. ŞİİRLERİNİZİ BEKLİYORUM...
Cumartesi, Haziran 24, 2006
BABA OLMAK, BABA DİYEMEMEK...
Bu yazıyı babalar günü için düşünmüştüm. Fakat unutmuşum. Yine de paylaşmakistiyorum. Beni çok etkiledi.
Ali Kırca'ya teşekkürler....
İki hafta sonra pazar günü, yani haziranın üçüncü pazarı; ülkemde ve dünyanın her köşesinde, Babalar Günü kutlanacak.
Benim babam öldüğünde, Türkiye'de Babalar Günü kutlanmıyordu henüz.
Daha doğrusu tam da o sene, babamı kaybettiğim günün yalnızca iki gün öncesinde, 1 Mayıs 1972 tarihinde şöyle bir haber yer alıyordu gazetelerde:
"Babalar Günü, bundan böyle her haziranın üçüncü pazarı, Türkiye'de de kutlanacak."
Babam bu haberin gazetede çıkmasından iki gün sonra sonsuzluğa kayıp gitti. Türkiye'nin acıyla ve ateşle sınandığı günlerdi.
Yıllar sonra bir Babalar Günü'nde, bu köşede yazdığım "Ey dedemin oğlu, oğlumun dedesi" başlıklı yazıda şöyle hayıflanmıştım, o "Babalar Günü haberi" ni anımsayarak:
"Olmadı baba, yetişemedin, yetişemedik!"
Ben şimdi, bugünlerde, o meşhur şarkının dediği gibi; "Babamın öldüğü yaştayım!"
Yirmi üç yaşında "acıların ve ateşin" delikanlı yüreklerimizi sınadığı o tarih dönemecinde, tam da sığınmak için sıcak ve güvenli bir limana ihtiyacım olduğu o günlerde, nasıl da büyümüştü yalnızlık.
Dünyayı değiştirecek cesarete ve kudrete sahip olduğumuzu sanırken; yalnızlığın ve ölümün karşısında aslında ne kadar çaresiz olduğumuzu aniden duruveren bir kalp nasıl anlatmıştı sekiz şiddetinde bir deprem gibi:
"Çocuksun ve çaresizsin... Baba diyecek kimsen de yok işte!"
Fark etmiştim, aynı fırtınalar vurmuştu onun da yüreğini... Kalbinin çeperleri, zor yılların mengenesinde, önce; ince bir parşömen kağıdına dönmüş, sonra da... Sonra da durmuştu. Ve bu yaşadığım yalnızlık ve acıyı daha da katlıyordu.
İkilemlerle dolu bir muhasebe defterinin kapağı, bir açılıyor, bir kapanıyordu.
Lakin...
Aslında zor olan sonrasıydı, dedim ya...
Yani... Bir daha kimseye
"baba" diyemeyecek olmak!
Aradan yıllar mı geçti sadece? Zoraki gurbetler, işsizlikler, ümitsizlikler...
Ama... Hayat işte... Her şey geçiyor.
Gurbetlerden dönüş, beklenmedik zamanda karşınıza çıkan bir "iş ilanı", sınavlar, bir daha yolunuzun kesişmeyeceğini sandığınız "geçici zafer" ler...
Ve yeni başlangıçlar...
Ve... Parasızlıktan mı, ihmalden mi, unutkanlıktan mı? Her neyse! Ne önemi var?
Yeşil renkli, damalı bir taksiyle (Murat 124'le) çıkılan nikâh salonu yolculuğu...
(Zaten kimse de sormamıştı, böyle gelin arabası mı olur diye...)
Hele o hiç sormamıştı.
Hep gülüyor, hep gülümsüyordu, telaşlar arasında... Bu kadar mı iyimserlikle yaşanır bir hayat... Bu kadar mı dinginlik, bu kadar mı huzur aşılar etrafına?
Ama benim için hepsinin en iyisi, bildim bileli kır saçlı ve gözlüklü bu adama unuttuğum o kelimeyi yeniden söyleyebilmekti:
"Baba" diyebilmekti. Gelenekler öyle dedi diye değil; içim öyle dedi diye...
Bir de... Tanısaydı "babam" da ne çok severdi!
Huzur ve dinginlik!
Sonra keşfettim nedenini...
Onunla zaman zaman gezerken Türkiye'yi...
"Şu gördüğün orman var ya, onu ben diktim!" "Şu uzaktan gördüğün yeşilkümesini gördün mü Ali? Teker teker, ellerimle dizdim fidanlarını..."
Emekli orman mühendisinin yaşamdaki en büyük servetiydi, Türkiye'nin pek çok şehrini çevreleyen o huzur ve dinginlik örtüsü...
Bir de gözlerini dolduran acısı, her orman yangını haberinin...
O türkü, nasıl dinlenir bundan sonra bilmem? özlerine kızsa da onu her seferinde hüzünlendiren o türkü... Aman ormancı...
Altı haftadır derin bir uykudaydı... Önceki gün artık uyanamayacağını söyledi doktorlar...
O günlerin uykuda geçmesine sevindim. Üzülürdü biliyorum koca Beşiktaşlı... "Keratalar""Sergen ve Tümer" için... "Allah vergisi bu çocuklar... Allah Beşiktaş'abağışlasın."
Uykudaydı. Öyle gitti. Üzülmeden... Habersiz... İyi de ben şimdi kimi kızdıracağım, kiminle bahse gireceğim, Beşiktaş'la maçlarımızdan önce...
Bir de... İki hafta sonra pazar günü, kime ne diyeceğim?
derdi,
Salı, Haziran 20, 2006
AHH BU ŞİİRLER...
Pazar, Haziran 18, 2006
Perşembe, Mayıs 25, 2006
DERTLİYİM KEDERLİYİM....
Ben yaklaşık 3 gündür bu şarkıyı yüzlerce kez dinledim ve hala dinliyorum.Volkan Konak gönlüne,diline,sesine sağlık..
Kelimelerle anlatılacak gibi değil dinlemek lazım...
Mustafa'ya çok teşekkürler..
Beni bu şarkıdan ve Volkan Konağın yeni kaseti 'MORA' dan haberdar ettiği için..
Herkese tavsiyem Volkan Konak'ın yeni kasetini alın!!!
Ve bu şarkıyı mutlaka dinleyin!!!
Ben her dinlediğim de başka yerlere gittim..
İçimdeki gizli saklı kimselere söyleyemediklerim aklıma geldi..
Ağladım çok ağladım...
İşte o ağlatan şarkı ve sözleri...
Pazar, Mayıs 14, 2006
ANNELER GÜNÜ..... CANIM ANNEME.......
Cumartesi, Mayıs 06, 2006
Perşembe, Mayıs 04, 2006
BEŞİKTAŞIM SEN ÇOK YAŞA !!!!

"Türkiye Kupası finaline yakıştı. İki takım da çok güzel oynadı. Hem Türkiye hem de buradakiler çok güzel bir maç seyretti. Hak eden kazandı, biz kazandık. Camiamız'a hayırlı olsun. Beşiktaş her sene şampiyonluğu kovalar. Gelecek sezon da şimdiki gibi kalbiyle oynayan bir takım olacak." YILDIRIM DEMİRÖREN
"İki yıl çok üzüntü çektik. Bu kupa her şeye değdi. Çok iyi şeyler yapmaya çalıştık, maalesef istediğimiz şeyler olmadı. Oyuncularımıza teşekkür ediyorum. İnşallah önümüzdeki sene devam edeceğiz. Herkes elinden geleni yaptı. Gerçekten bileğimizin hakkıyla kupayı kazandık" KIVANÇ OKTAY
Fener bahçe 23 yıllık hasretini bitiremedi. Kupa bizim!! Fenerbahçe bir 23 yıl daha kupa hasreti çekmeye devam edecek!! Kartal yüksekten uçmaya devam edecek!!
Tuğba
Salı, Nisan 18, 2006
ANKARA, ANKARA, ANKARA
Tuğba
12 Eylül 2000! Güvenpark metro çıkışının bir kenarına oturmuş bakıyorum kalabalığa! Ne oluyor acaba? Bugün önemli birgün mü? Hayır! Ankara’nın her zamanki memur kalabalığıymış(Sonradan öğreniyorum) bir mesaj geliyor ilk cep telefonuma! İşte burada başlıyor hikâye! (Bilenler daha iyi anlar, bu mesaj olayını)
Gençliğimin en güzel yıllarını yaşadım, yaşıyorum Ankarada. Kızılayda insan kalabalığı içinde çıtır, mis kokulu simitler görüyorum tezgahlarda. İnsanların yüzünde ise hep bir devlet asabiyeti Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi!
Her sokağı her semti bir ayrı yaşam Ankaranın. Yükselde “savaşa hayır”cılar, lacivert formalı polisler, Karanfilde “Gell Ablaaa ne alırsan 1 yetele”ciler, Dost Kitabevi önünde hep birilerini bekleyen gözler!!
Yaşamayan bilmiyor neden Ankaranın bu kadar soğuk, ne dene bu kadar güzel olduğunu!
Üniversiteyi Ankarada okumalı insan! Hacettepeli, Odtülü, olmalı insan! Tüm finaller, vizeler Ankarada olmalı! Kar yağmalı tatil olmalı tüm okullar!
Kardan adam yapmalı tüm çocuklar!!
Her yerinde Ankaranın bir asker disiplini!! Her yerde bir yeşil üniformalı! Aklımdan 12 Eylüller geçiyor. Neler görmüş Ankara! Büyük bir devi ağırlıyor! Anıttepede Anıtkabirde!
Ankara ağır abi gibidir. Raconları vardır. Herkes bir abisi olsun ister Ankarada! Özellikle de mecliste. Çünkü herkesin yolu mutlaka Ankaradan geçecektir
Sıhhiyede ağır bir hastane kokusu başlar! Beyaz önlüklüler geçer yanınızdan! Ankaranın hasta yüzüdür. Herkes şifa bekler Allahtan!
Dua etmek namaz kılmak başkadır Kocatepede. Ankara’nın simgesi, Allahın en güzel evlerinden biri.
Oruç tutmak başkadır Ankarada.
İftarını açacak yer bulamamak da güzeldir. Hostadan aldığın ekmek arası dönerle de idare edersin!
Tunalıda Tunusda Arjantinde Atakulede, ağır bir BURJUVA kokar. Mercedesler; Jeepler sadece GOP’a gider. Camları hep kapkara , hep soğuk…
Ankara’ya bir başka yağar kar Mamak’takine Sincan’dakine ayrı yağar Çankaya’dakine bahçelidekine ayrı yağar. Biri Ankara’nın üşüyen yüzü, biri şömine önündeki keyifli yüzü
Kar hep çok yağar Ankara’ya. Ayazdır sabahları, yoğun bir sis. Rengârenk atkılı bereli insanlar hep koştururlar bir taraflara!
Her Ankara’dan ayrılışım vuslattır sevgiliye! Çekilmez yollar! Yavuz Bingöl bile dindirmez vuslatı, daha da körükler.. bir yandan “Neredesin sen” bir yandan gözyaşlarım..
Şarkılardasın Ankara
“Ankaradan abim gelmiş
Evde bir bayram havası
Annem babam beni çok severmiş”
Yalnızım bu kumsalda
Neler neler yapıyorsun bensizken Ankarada”
İstanbul’a inat
ANKARAYI DİNLİYORUM GÖZLERİM AÇIK!
Pazar, Nisan 02, 2006
BAHAR GELDİ !!

İnanılmaz güzel renkleri ve desenleriyle, doğanın en güzel ve en narin böcekleridir onlar. Kelebek olmak için geçirdikleri mucizevi aşamalar, hala doğanın en büyük bulmacalarından biri.
Kelebekler; tarifsiz güzellik ve zarafetleri sayesinde doğanın en ilginç ve en narin eserleridir. Yumurtadan tırtıla, kozadan kelebeğe dönüşme evresinde, geçtiği aşamalar ve geçirdiği evrim sayesinde doğanın en çok 'kılık' değiştiren hayvanlarıdır. Üstelik zavallı tırtılı koruyan kimse de yok. Minnacık tırtıl hayatta kalma mücadelesini tek başına vermek zorunda. Bir süre sonra da o kadar çok yemek yemeğe başlar ki, hızla büyür. 'Derisi' soyulur ve sürekli dönerek vücudu etrafında koza oluşturur.
Dünyada yaklaşık 150.000 kelebek türü vardır. Hepsi de birbirinden farklı özellikler taşır.

'Baykuş' kelebeği çürümüş muzların tadına bakmaya bayılır. Çünkü çürümüş muzlarda çok düşük oranda alkol bulunur. Kelebekler de bu alkolü içtiklerinde sarhoş olurlar. 'Güvercin kuyruğu' kelebeği bazen ileriye, bazen de geriye doğru uçar. Bazı kelebeklerin ise çok uzun emme hortumları vardır. Bu hortumlarını kullanmadıkları zamanlarda içe doğru sararlar. Hortum yuvarlanarak sarılmadığı zamanlarda kelebeğin boyunun 3 katı kadar uzayabilir.
Mutluluk tek arkadaşım
Huzur yanımdan koşar
Vücudum boşluktadır
Havalanıp göklere çıkar
Ve işte ben bir kelebeğim
Çünkü iyi bilirim ki
Kelebekler sonsuza uçar!"
Musa Yaşaroğlu




























