Pazar, Ağustos 19, 2007

YENi BİR HAYATA ADIM ATIYORUM....

Evet sonunda asıl mesleğime başlıyorum! Hayatımın önemli bir kısmı burada geçecek!
şimdiden öğrencilerimi merak ediyorum! 1.sınıfları okutacağım.
Ve artık Mersindeyim! Umarım benim için hayırlı bir dönem geçer!

Perşembe, Temmuz 05, 2007

BARIŞ ÖLÜMLE "SAVAŞINI" KAYBETTİ!

Bodrum'da geçirdiği trafik kazasında ağır yaralı olarak kurtarılan şarkıcı Barış Akarsu'nun hayatını kaybettiği açıklandı.
5 gündür yaşam mücadelesi veren Barış Akarsu hayata veda etti.
Yaşam bize gerçek yüzünü bir kez daha hatırlattı, acı bir şekilde!
Evet yaşam bir savaş! Hepimiz farklı cephelerde savaşıyoruz.
Barış bu sefer ölümle savaştı ama kazanamadı! Takdiri ilahi!
Ama bir insanın doğumgününün ölüm günü olması ne acı tesadüf!
Annesi, babası ne durumda şimdi? Düşünmek bile istemiyorum!
28 sene önce doğduğu gün mutlulukların en güzelini, 28 sene sonra aynı gün acıların en acısı evlat acısını tattılar!

Allah önce annesine ve babasına daha sonra yakınlarına, sevenlerine sabır versin.
Barış mekanın cennet olsun!
Şimdi orda başka bir hayat başlıyor! Belkide en gerçek olan hayat!

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

KAVAK YELLERİ

Yeni bir dizi Kavak Yelleri! Perşembe akşamları Kanal D de oynuyor. Güzel bir gençlik dizisi.
Oyuncuları da gayet iyi. Ben severek izliyorum.
Ayrıca dizinin müzikleri de çok etkileyici.
Pinhani adlı bir kişi söylüyor. "Hele Bi Gel" " Beni Al" şarkıların isimleri.
Dİziyi izlemenizi ve şarkıları dinlemenizi tavsiye ederim.

Cuma, Haziran 29, 2007

KARA AĞAÇ

Yar gidiyor musun?
Gitme; içimde bir korku var
Biliyor musun?
Böyle başlar ayrılıklar

Gel biraz; kokunu bırak
Baharımı al; soğuktur oralar
Ağlıyor musun?

Ağlama: hayırlar uğurlar
Gurbete giden döner mi dönmez mi?
Belli değil bilirim
Ben bir karaağaç gölgesi buldum,
Cebimde ümitlerim

Gelişler, gidişleri gidişler dönmeyişleri hatırlatıyor bu şarkıyla bana. Mutlaka dinleyim derim! Özellikle Levent Yüksel- Sezen Aksu düetiyle. Her dinleyişimde bir ayrılık havası çöküyor üstüme.
Şuan olduğu gibi!!

Pazartesi, Haziran 11, 2007

DALGALAN BAYRAĞIM,ŞEHİTLERİMİN KANLARIYLA..

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.
NECMETTİN HALİL ONAN


ŞEHİT;KÜNYESİ KIRILANDIR,VATAN İÇİN CAN VEREN,VATAN
İÇİN VURULANDIR.
ŞEHİT;ELBİSESİ ATEŞTEN ,AK KUNDAK GİBİ KARA
TOPRAĞA SARILANDIR.


Cuma, Haziran 01, 2007

ÇOCUKTUM..SAVAŞ VARDI.. BÜYÜDÜM..BİTMEDİ!


Çocuktum..
Azerbaycan da savaş vardı. Bosna da katliam vardı. Filistin kan ağlıyordu.
İlkokuldaydım. Azerbaycandan misafirler gelmişti okulumuza. Hepimize birer mektup vermişlerdi. O gün bir mektup arkadaşım olmuştu hiç görmediğim, ama büyük bir sevgiyle bağlandığım.. Savaş vardı ülkesinde; acılar vardı. Paylaşmaya çalışıyordum küçük kalbimle acılarını! Anlam veremiyordum o zamanlar çocuk aklımla, savaşa, kine, acımasızca yapılan bu vahşete, mektup arkadaşlığımız 5–6 mektuptan sonra bitti, bitirildi…
Ne oldu bilmiyorum? Şuan yaşıyor mu onu bile bilmiyorum!

Çocuktum.. Kuveyt savaşı sürüyordu. Mersinde etkilenecek illerden biriydi. Her yerde gaz maskeleri satılıyor sığınaklar yapılıyordu. Okula gittiğim yolda 19 NO’LU SIĞINAĞA GİDER yazıyordu. Helikopter sesleri duyuluyordu. Akşamları karartmalar olurdu. Siyaha boyanırdı her yer. Az da olsa ucundan tattım savaşın etkilerini, daha ülkemde savaş olmadan bile!! Çocukluk bu ya bilmecelerimiz bile savaşı anlatırdı? Hangi Kuve(Y)tte banyo yapılmaz diye sorardık? Kendimize, gülerdik. Saddam dillerden düşmezdi.

Büyüdüm..
Azerbaycan yeni yeni acılarını sarıyor…..
Bosna da halen Sırp mezalimi sürüyor…..
Filistin ise halen kan ağlıyor!!!!
Saddam asıldı. Ülkesindeki ABD işgali sürüyor…
Artık gelişmiş, okumuş görmüş bir beynim var. Şimdi anlıyorum bu vahşeti, insanlık dışı bu olayları! Ama şimdi daha da koyuyor insana, bir şey yapamamak! Böylece oturup, izlemek!!
Ne yapabilirim ki dua etmekten başka?

Pazartesi, Mayıs 21, 2007

SİYASET,TÜRKİYE,VERİLEN SÖZLER...

Seçim nostaljisi...
Kimler gelmiş kimler geçmiş bu ülkeden.Hepsinin amacı birmiş. ülkeyi refaha kavuşturmak!!!
İşte verdikleri sözler!!!


Bunların hiç biri gerçekleşmemiş. Yıl 2007! aradan 60 sene yarım asır geçmiş!
Milletin hala yüzü gülmüyor! Çocuklar oylarla felan korunmuyor! Hala komşularımız aç ve
bizler tok yatıyoruz! İman? Ahlak? diyen partinin bakanı yolsuzluktan sorgulanıyor.
Evet hala millet kurutuluyor!
Doğunun güneydoğunun derdi sürüyor! Allah,Kuran deyip insanların ulvi duyguları sömürülüyor. Yeter! Söz Milletin! diyenler. Millete sormadan neredeyse vatanı satıyorlar!!
Nal fiyatları da enflasyondan alacağını aldı da! Artık çiftçinin bir çift öküzü bile yok!!

Bu ne yaman çelişki? Her seçim döneminde bu tür yalanlar, vaadler verilir.
Sevgili saf milletim de bunlara "inanır"? Ya da "Amann böyle gelmiş böyle gider" deyip tepkisiz kalır.
Evet 2 ay sonra yine bir seçim var. yine başladı aynı dialoglar! "Oyumu AKP'ye vercem" "Aaa olur mu asla AKP ye oy vermem LAİKLİK gidiyo elden.Laiklik savunucusu CHP'ye veririm"
"Ey Türk titre ve kendine dön!" diyenler seneler öncesinin iman ve ahlakı slogan eden partisi MHP ye verecekler. Daha bi sürü nedenden bir sürü kişi oy hakkını kullanacak.

Ben kullanmayacağım. Sandığa gitseydim bile boş atardım.
Ülkeyi yalanlarıyla dolandırıp, kendi ceplerini doldurup gerizekalı birkaç politikacıya
oyumu asla layık görmüyorum.Kim ne yapmış bu devlet için?
Şimdiye kadar gelenlerin hepsinin bir iğrençliği çıktı ortaya.
Türkiyede siyaset = Yalan, dolan,menfaat

Ülkemi çok seviyorum. Ama yönetenlerini değil!!!

Perşembe, Mayıs 10, 2007

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

GİPSY KİNGS

Rumba ve flamenko tarzı müzikleri ile tanınan, Fransız çingenelerinden oluşan müzik grubu.
Elemanları :
Paul Reyes: ritm gitar, vokal
Andre Reyes: ritm gitar, vokal
Nicolas Reyes: ritm gitar, baş vokalist
Tonino Baliardo: solo gitarist, "El Maestro"
Paco Baliardo: ritm gitar
Patchai Reyes: ritm gitar, vokal
Biego Baliardo: ritm gitar
Canut Reyes: ritm gitar, vokal
(Hepsi akraba :) )

Ben bu aralar Gipsy Kingsten başka birşeyler dinleyemez oldum. Herkes dinlemeli, bence! Hele ki bir parçası var!
"NO VOLVERE" inanılmaz! Hatta Tarkan!ın asla vazgeçmem şarkısı bu şarkıdan azcık yürütme gibidir :)
NO VOLVERE
Amor mio
amor mio por favor
tu no te vas
Yo cuentare a las horas
que la ya veo
Amor mio
amor mio por favor
tu no te vas
Yo cuentare a las horas
que la ya veo
Vuelve
no volvere no volvere no volvere
No quiere recordar no quiere recordar
Vuelve
no volvere no volvere no volvere
No quiere recordar no quiere recordar

Dinlemek için aşağıdaki adrese gidiniz: (Daha fazla şarkı için bana ulaşınız : ) )
http://www.youtube.com/watch?v=FZwEE2s3qxE

Cumartesi, Nisan 28, 2007

80'LERİN SONU 90'LARIN BAŞINDA ÇOCUK OLMAK!


80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olmak...

-Atari salonlarına gidip, 10 jetonu daha ucuza almak.
-Taso oynamak.
-Video kiralamak.
-"Back to the future, Rocky Serisi, Ninja Kamplumbağlar, Hayalet Avciları, Çakmaktaşlar, Beverly Hills 90210'u izlemek.
-Pazar 88, pazar 89, pazar 90, pazar 91 .....
-Tipi tip çiğnemek.
-He-man izlemek.

-Coca Cola'nin 1 litrelik depozitolu cam şişelerde satılmasıdır.
-Star TV'deki Turnike'yi, Parliement Pazar Gecesi sinemasini izlemek.
-Adam olacak çocuk, 7'den 70'e nin izlenmesi.
-Gazete kuponu ile ev, araba verilmesine tanık olmak.

-Pazar sabahları alf seyretmek.
-Voltran, he-man, denver, ninja turtles, clementine izlemek.
-Siyah-Beyaz televizyonu görmüş olmak.
-Micheal Jackson'dan Bad şarkısını defalaraca dinlemiş olmak.
-Schumacher'in Turkiye'ye gelişini görmek.
-Mahalle ve mahallede oyun oynamak kavramını son yaşan nesil.
-Neler olduğunu anlamadan televizyon'dan körfez savaşını izlemektir.
-MC Donalds'in Türkiye'ye ilk geldiği günleri yaşamış olmaktir.
-Doritos'a panço diyebilen nesildir.
-İlkokul 5'te Anadolu Liseleri ve Kolejler sınavına hazırlanmak.
-Berlin duvarı'nın yıkılmasının tek sonucunun, Berlin'in farklı kısımlarında
oturan akrabaların artık birbirlerini görebilmeleri olduğunu sanmak.
-Banka olarak sadece İmar bankasını bilmek...
-Yakari izlemektir.
-"Eskiden buralar portakal bahcesiydi, boş araziydi" diyebilmek.
-Street Fighter'da "Guy" ile oynamak.
-Bilye, gülle oynamak.
-Gazoz kapağı oynamak.
-Televizyonla büyütülen ilk nesil olmak.
-Emanuella izlemek..
-Mahalle maçları yapmak..
-Commodore 64 efsanesi..
-Cumartesi geceleri bir başka gece'yi izlemek ve özellikle benny hill'in skeclerini

yakalamaya çalışmak.
-Solo test'te 1 tane bırakıp bilgin olmaya kasmak.
-HBB'de amerikan futbolu maçı izlemek.
-Anadoludan görünüm'ü izlemek ve şehit haberleriyle üzülmek.
-Edi ile Büdü hastası olmak.
-Sadece pazar günleri yıkanmak.
-Kontra pedal BMX bisiklet sahibi olmak.
-Cine 5'in ilk açıldığı güne ve akşamına tanık olmak.
-"Bugün günlerden cuma, merhaba hanımlar merhaba"
-Moonlighting, hayat ağacı, cesur ve güzel izleme

Pazartesi, Şubat 12, 2007

ATKI MODELİ :)

Evet arkadaşlar farklı bir konuyla karşınızdayım :) Bu aralar örgüye takmış biri olarak size bir atkı modeli sunuyurum. Becerikli arkadaşlar için bir fırsat! Haydi herkes örgüye :)

YAPILIŞI

  • Beş direk dört kutudan oluşacak trabzanı yüz yirmi kutu olana
  • kadar zemini hazırlayınız.İpi koparınız.
  • Kutucukların uzun tarafı olmak suretiyle her kutuya on beş tane dolgu doldurarak oklava sistemi gibi cetvele dolayınız.
  • Sıra sonuna kadar bu işlemi yapınız.
  • Direklerden bir,üç ve beşinciyi aynı şekilde dolayıp çıkardıktan sonra cetvelden çıkan dolamaların üstünü birer zincirle bir birinebirleştiriniz. Bu işlemi yapınca şalınız marul gibi kıvılacaktır.
  • İki renkli olduğu gibi üç renk veya tek renk ip kullana bilirsiniz.

Salı, Ocak 30, 2007

RUH HALİMİN GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİ

Son yazısını yazdığı gün katledildi.Sanki öldürüleceğini biliyormuş gibi!
Ruh hali bir güvercin gibi tedirgindi. Düşünceleri doğru-yanlış olabilirdi.
Fakat son tahlilde o bir "İNSAN"dı. İnsan gibi ölmeyi de hakediyordu.
Herkes şunu söyledi: "Sıkılan kurşunlar Türkiye'yedir." Evet Dink'in başına sıkılan 4 kurşun belki onu susturmak içindi. Ama şuan Türkiyede büyük bir gürültü var!
Yaşı 17 beyni sulandırılmış bir cani, bazı kesimlere göre "VATANSEVER" işlediği cinayetten memnun kalıyor. Bu yaptığıyla vatanına ne büyük "HAİNLİK" yaptığının bile farkında değil!!
Hrant Dink'in doğduğu büyüdüğü ülkeyi Türkiyeyi sevdiğini şuradan hissetmiştim. 6 aylık bir ceza almıştı. Türklüğe hakaretten. Ve bu haberi yayın esnasında gazetecilerden öğrendiğinde gözyaşlarına boğularak
"Böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi. " diyor Dink.
Daha çok uzun sürecek bu süreç.
Üzgünüm ülkem adına...Üzgünüm güzel ülkemin geleceği olan gençlerin bu denli canileşmesine canileştirilmesine!!
Kızgınım bir insanı daha öldürmeden bu kadar tedirgin yapıp canlı canlı öldüren zihniyete!!
Kızgınım ülkemin çökmüş eğitim sistemine!
Ve son olarak Dink'in eşinin sözleri....
"Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim."

Ürkek ve özgür
Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten. Şimdi artık
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum. Bu dava kaç yıl sürer, bilemem. Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim. Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım. Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.

Hrant Dink (19 Ocak 2007) AGOS Sayı: 564

Pazartesi, Aralık 04, 2006

Salı, Kasım 14, 2006

Cuma, Kasım 10, 2006

SAYGIYLA ANIYORUZ....

ATATÜRK'E GÖRE ATATÜRK
" İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!"
***
" Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz."
***
Benim için dünyada en büyük mevki ve mükâfat, milletin bir ferdi olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak etmiş ise, şükrederim. Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.

***
Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Şimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün tasavvurlarımın beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni gayelere erişmek için de bu yardım ve desteğe ihtiyacım vardır; onu benden esirgemeyiniz!


Perşembe, Kasım 09, 2006

KIRLANGICIN HİKAYESİ....

Kırlangıç'in biri, bir adama aşık olmuş. Penceresinin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmiş, güzel durduğuna ikna olduktan sonra... Küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş. Tik... Tik... Tik. Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormus. Bir meşgulmüs, bir meşgulmüs! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!

Heyecanlı kırlangıç, telaşını baştırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmis, sözcükler dökülmeye başlamış: Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedeni'ni, niçin'ini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım. Adam birden parlamıs. Yok daha neler? Durduk yerde sen de nereden çıktın şimdi? Olmaz, alamam! demis. Gerekçesi de pek sersemceymiş: Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mü? Kırlangıç mahçup olmuş.

Basını önüne eğmis. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost ölürüm. Hiç canını sıkmam. Adam kararlı, adam ısrarlı: Yok, yok ben seni içeri alamam demis. Biraz da kaba mıymış, neymiş, lafı kısa kesmis: isim gücüm var, git başımdan! Aradan bir zaman geçmis, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üsüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pi man olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın! Yalnızlığını paylaşırım... demis. Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam bu yalnızlık meselesine içerlemis. Pek bir sinirlenmis. Ben yalnızlığımdan memnunum demis. Kuştan onu rahat bırakmasını istemis. Düpedüz kovmuş.
Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, basını önüne eğmis, çekip gitmis. Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş: Hay benim akılsız başım demiş.

Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye önün teklifini kabul etmedim ki? şimdi böyle köş köş oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte. Pişman olmuş olmasına ama iş isten geçmis. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Şıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemis. Gözü yollardaymıs. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmis. Ama... Onunki hıç görünmemiş!
Yazın sonuna kadar penceresi açik beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamıs.
Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmis. Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki: Kırlangıçların ömrü altı aydır... Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinize geçer ve değerlendiremezseniz uçup gider. Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşınıza çikar, değerini bilemezseniz kaçıp giderler. Ve asla geri gelmezler. Dikkatlı olun... Farkında olun... Ve bir düsünün bakalım: Acaba siz, bügüne kadar sizinle dost olmaya çalışan kaç kırlangıcı pencerenizden kovaladınız...?

Salı, Kasım 07, 2006

KARAOĞLAN YAŞAMA VEDA ETTİ...














Devlet adamlarımızdan eski başbakanlardan Bülent Ecevit yaşama gözlerini yumdu.
Sadece hakkında konuşulacak konu siyaset değildi bence. iyi bir şairdi.
İşte benim en sevdiğim şiiri.. Aşk kokan bir şiir!! Sanırım
Rahşanına duyduğu aşkı anlatıyor...

Elele Büyüttük Sevgiyi
birlikte ögrendik seninle
avucumuzda yüregi çarpan
kusa sevgiyi
elele duyduk kumsalda denizin
milyon yilda yonttugu
tasa sevgiyi
tirtillari tanidik seninle baharda
tirtilken daha sevmeyi ögrendik
sevgiden üreyen kelebegi
topragi evimiz gibi sevdik seninle
birlikte sevdik kuru toprakta
ev kuran köstebegi
köstebeginden topragina tasina
tirtilindan kelebegine kusuna
elele sevdik bu dünyayi
acisiyla sevinciyle sevdik
yaziyla kisiyla sevdik
köy - köy ülke - ülke
gökler gibi sardi dünyayi
yagmur gibi sizdi dünyaya
dünya kadar oldu sevgimiz
elele büyütüp elele derdik
elele derip insana verdik
verdikçe çogalan sevgimizi

Bülent Ecevit

Pazar, Ekim 22, 2006

Cuma, Ekim 13, 2006

SOYKIRIM SAFSATASI ve SOYKIRIMCI FRANSA

Yine Türk düşmanlığı, yine bir kumpas!! İtalya, DAnimarka derken şimdi de birkaç ERmeni oyunu alabilmek için yapmış olduğu ve dün kabul edilen "Ermeni soykırım'nı inkara ceza öngören" tasarı!!
Ben sayfalarca yazmak, yorum yapm
ak isterim. Tek söyleyeceğim şunlar olacaktır. "SOYKIRIM YOKTUR. BİZ SOYKIRIM YAPMADIK. VATANIMIZI SAVUNDUK"
İnternette de soykırımı yalanyalanlara ceza gelecekmiş. Bu
yursun gelsin.
"Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" diyen ne güzel demiş. Bir bir düşmanlarımız ortaya çıkıyor. Bunların tarihten gelen "KUYRUK ACILARI"
var.
Soykırım varsa işte FRANSANIN CEZAYİRDEKİ YAPTIĞI SOYKIRIM hakkında internetten bulduğum resim ve yazı:
Ayrıca şu alttaki linklere girin ve izleyin Cezayir katliamını Fransanın yaptıklarını:

http://www.youtube.com ' a girin ücretsiz üye olun. Arkasından search kısmına soykırım, ermeni, cezayir kelimelerini girin ve izleyin

"Ermeni soykırımı olmuştur" diyen Fransa, kendi tarihinin utanç sayfalarına bakmaktan çekiniyor..
Bu tüyler ürperten görüntüler, tarihin utanç sayfalarında kayıtlı. Yıl 1945.. Günlerden 8 Mayıs.. Fransa için kurtuluş, Cezayir için soykırım günü. Fransız sömürgesi Cezayir, Nazi Almanyası tarafından işgal edilen Fransa'nın kurtuluşu için gençlerini savaşa gönderdi. Karşılığında sadece bağımsızlığını istedi Fransa'dan. Fransa teklifi kabul etti. Almanya'yı, Cezayirli askerlerin desteğiyle yendi.
GÜNLERCE SÜREN KATLİAM
Fransa'nın zaferi, Cezayir'de bayram coşkusuyla kutlandı. Sokaklara dökülen halk, kendilerine verilen bağımsızlık sözünün tutulacağı düşüncesiyle, kutlama yürüyüşleri düzenledi. Ancak Fransa, verdiği sözü tutmadı. Yürüyüşe katılan halkın üzerine işgalci Fransız askerleri tarafından ateş açıldı. Katliam günlerce sürdü. Masum insanlar, evlerinden alınarak kurşuna dizildi. Köyler ve kasabalar bombalarla yerle bir edildi.
İNSANLIĞIN BİTTİĞİ ANLAR....
Fransız askerleri, tek suçları ülkelerinin bağımsızlığını istemek olan yaklaşık 45 bin Cezayirliyi katletti. Kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden onbinerce Cezayirli, Fransız askerlerinin kurşunlarıyla can verdi.
ÖLDÜRMEK YETMEDİ TECAVÜZ ETTİLER
Askerler, yolda karşılarına çıkan Cezayirlileri rastgele öldürdü. Öldürmekle yetinmeyen Fransız askerleri, Cezayirli müslüman kadınlara tecavüz etti. İşte hortumla yıkanan bir kadın. Askerler, kadını tecavüze hazırlıyor. Ve bir başka genç kadın. Irzına geçen askerlerin arasında ve çıplak. Askerler, zorla, kadının fotoğrafını çekiyor.
Cezayir'de bunlar olurken, Fransa'nın savaşı kazanması için ölümü göze alan Cezayirli gençler ülkelerine dönüyordu. Bağımsızlık hayaliyle yola çıkan gençler büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Onları, ölümün ve korkunun kol gezdiği sokaklar karşıladı.
HİTLER'İN FIRINLARI GİBİ...
Katledilen onbinlerce Cezayirlinin bir kısmı şehir dışında açılan dev çukurlara gömüldü. Bir kısmı ise, kamyonlara doldurularak kireç fırınlarında yakılmaya götürüldü. Cezayirlilerin cesetleri, Nazi fırınlarına benzeyen ölüm fırınlarında yakıldı. 1945 yılı, tarihe, Fransa'nın utanç yılı olarak kazındı. Tarih sayfalarına utanç olarak geçen bu katliam, Fransa tarafından görmezden geliniyor. Cezayir hükümeti, Fransa hükümetinden katliam konusunda defalarca özür talebinde bulunmasına rağmen, Fransa bu ayıbı bu güne kadar kabullenmedi.
Kanal7 http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=165931

Çarşamba, Eylül 20, 2006

EY GÜZEL RAMAZAN!!!

11 ayın sultanı Ramazan geldi hoşgeldi!



Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]
(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]
(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]

(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]
(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]

(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu
sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.

Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda blunmayı, hepimize nasip eylesin!

(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]
(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin!
Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]
(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]
Kaynak : http://www.dinibilgiler.org

Perşembe, Eylül 14, 2006

KARADENİZ ANLATILMAZ!! YAŞANIRMIŞ!! YAŞADIM..

Anlatmak çok zor KARADENİZİ... Kelimelere sığmaz...Renkler yetmez...
Bir yere aşık olmaksa ben Karadenize aşık oldum... eh bu birkaç resim anlatmaya yetmez..

Cuma, Temmuz 28, 2006

TATİLE GİDİYORUM.... OLEYYYY.....

Arkadaşlar ben 1 haftalık karadeniz kültür turuna çıkıyorum. Eminim çok eğleneceğim.
Harika doğal güzellikler göreceğim. Bol oksijen çekeceğim ciğerlerime..
Ben uzun bir süre olamayacağım...


Tatil sonrası Kırşehire, oradan Mersine geçeceğim..
Anlaşılan Eylüle kadar yokum..
Tatil dönüşü sizlerle çok güzel fotoğraflar paylaşacağım..
Şimdilik bunlar netten bulduklarım.... Hepinize güzel bir yaz diliyorum....

Perşembe, Temmuz 27, 2006

BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM!!

Bugün benim doğum günüm!! İlk defa bir doğum günü sabahımda yalnız uyandım..
Kimseler yok evde..
Hem mutlu hem hüzünlüyüm!
Yeni bir yaşa adım atmak heyecan verici ama zamanın hızla geçmesi de biraz üzücü :(
24 oldum.
Düşünüyorum da koca 24 yıl nasıl geçti? Ah zaman, zaman..
Daha dün siyah önlüğümle okul yolunda kardeşimle giderken, bugün tüm eğitim hayatımı tamamlamış, hatta bir öğretmen olarak duruyorum aynanın karşısında...
Gözyaşlarım geçen zamana..
Gülümseyişlerim geleceğe...
Umarım bana bu yaşım tüm güzellikleri, başarıları tattırır.
Doğum günümü kutlayan siz arkadaşlarıma da çok teşekkür ederim... Bu mutlu günde yanımdasınız..
SON OLARAK BENİ DÜNYAYA GETİREN ANNEME, TÜM HERŞEYİNİ BİZİM UĞRUMUZA VEREN BABAMA TEŞEKKÜRLER...
BİR DE SANA.. HEP YANIMDA, KALBİMDE OLDUĞUN İÇİN...

Salı, Temmuz 11, 2006

SİZLERDEN GELEN ŞİİRLER...

DENİZ VE BEN

Aşkım bir denize benzer;
Seni gördükçe dalgalanır içim,
Köpük köpük olur yüreğim,
Sevgimin tuzu damağımda kalır.
Duygularım ufka doğru yol alırken,
Senden tek ama tek birşey istiyorum,
Bu sevda denizinde benimle yüzmeni!

HALİDE GÜMÜŞ...

Cumartesi, Temmuz 08, 2006

SİZLERDEN GELEN ŞİİRLER...

AŞIĞIM
Boynunu bükmüş
Yaprakları solmuş
Ebruli bir güle
Aşığım,
Gözleri ışıl ışıl parlayan
Hiç bir şey anlamadığı halde gülümseyen
Yeni doğmuş bir bebeğe
Aşığım,
Dağları sırtında taşıyan
Dünyaya nefes almayı öğreten
Yemyeşil bir ağaca
Aşığım,
Gökyüzünde olabildiğince özgür
Avuçlarına aldığında
yüreği pır pır atan güvercine
Aşığım,
Yaşama sevincime
Aşığım,
Gülen tüm gözlere
Ben aşığım
Tüm evrene....

MUSTAFA AKAN

Perşembe, Temmuz 06, 2006

ŞİİR HAFTASI.. ŞİİRLERİNİZİ BEKLİYORUM...


SEN GİDELİ......

Kokun kalmadı yastığımda
Bardağındaki dudak izin yok artık
Saçının telleri kurudu
Evin duvarlarındaki sesin kesildi

Yüreğim taşımıyor artık
Dön artık gel artık
Gidelim buralardan artık

Ellerim ellerine hasret
Gözlerim hep yoluna nöbet
Gel de bitsin bu dert

TUĞBA...

29 Haziran 2006 23.20

Cumartesi, Haziran 24, 2006

BABA OLMAK, BABA DİYEMEMEK...

Bu yazıyı babalar günü için düşünmüştüm. Fakat unutmuşum. Yine de paylaşmak
istiyorum. Beni çok etkiledi.
Ali Kırca'ya teşekkürler....
Ormancı!

İki hafta sonra pazar günü, yani haziranın üçüncü pazarı; ülkemde ve dünyanın her köşesinde, Babalar Günü kutlanacak.
Benim babam öldüğünde, Türkiye'de Babalar Günü kutlanmıyordu henüz.
Daha doğrusu tam da o sene, babamı kaybettiğim günün yalnızca iki gün öncesinde, 1 Mayıs 1972 tarihinde şöyle bir haber yer alıyordu gazetelerde:
"Babalar Günü, bundan böyle her haziranın üçüncü pazarı, Türkiye'de de kutlanacak."
Babam bu haberin gazetede çıkmasından iki gün sonra sonsuzluğa kayıp gitti. Türkiye'nin acıyla ve ateşle sınandığı günlerdi.
Yıllar sonra bir Babalar Günü'nde, bu köşede yazdığım "Ey dedemin oğlu, oğlumun dedesi" başlıklı yazıda şöyle hayıflanmıştım, o "Babalar Günü haberi" ni anımsayarak:
"Olmadı baba, yetişemedin, yetişemedik!"

Ben şimdi, bugünlerde, o meşhur şarkının dediği gibi; "Babamın öldüğü yaştayım!"
Yirmi üç yaşında "acıların ve ateşin" delikanlı yüreklerimizi sınadığı o tarih dönemecinde, tam da sığınmak için sıcak ve güvenli bir limana ihtiyacım olduğu o günlerde, nasıl da büyümüştü yalnızlık.
Dünyayı değiştirecek cesarete ve kudrete sahip olduğumuzu sanırken; yalnızlığın ve ölümün karşısında aslında ne kadar çaresiz olduğumuzu aniden duruveren bir kalp nasıl anlatmıştı sekiz şiddetinde bir deprem gibi:
"Çocuksun ve çaresizsin... Baba diyecek kimsen de yok işte!"

Fark etmiştim, aynı fırtınalar vurmuştu onun da yüreğini... Kalbinin çeperleri, zor yılların mengenesinde, önce; ince bir parşömen kağıdına dönmüş, sonra da... Sonra da durmuştu. Ve bu yaşadığım yalnızlık ve acıyı daha da katlıyordu.
İkilemlerle dolu bir muhasebe defterinin kapağı, bir açılıyor, bir kapanıyordu.
Lakin...
Aslında zor olan sonrasıydı, dedim ya...
Yani... Bir daha kimseye
"baba" diyemeyecek olmak!

Aradan yıllar mı geçti sadece? Zoraki gurbetler, işsizlikler, ümitsizlikler...
Ama... Hayat işte... Her şey geçiyor.
Gurbetlerden dönüş, beklenmedik zamanda karşınıza çıkan bir "iş ilanı", sınavlar, bir daha yolunuzun kesişmeyeceğini sandığınız "geçici zafer" ler...
Ve yeni başlangıçlar...
Ve... Parasızlıktan mı, ihmalden mi, unutkanlıktan mı? Her neyse! Ne önemi var?
Yeşil renkli, damalı bir taksiyle (Murat 124'le) çıkılan nikâh salonu yolculuğu...
(Zaten kimse de sormamıştı, böyle gelin arabası mı olur diye...)
Hele o hiç sormamıştı.
Hep gülüyor, hep gülümsüyordu, telaşlar arasında... Bu kadar mı iyimserlikle yaşanır bir hayat... Bu kadar mı dinginlik, bu kadar mı huzur aşılar etrafına?
Ama benim için hepsinin en iyisi, bildim bileli kır saçlı ve gözlüklü bu adama unuttuğum o kelimeyi yeniden söyleyebilmekti:
"Baba" diyebilmekti. Gelenekler öyle dedi diye değil; içim öyle dedi diye...
Bir de... Tanısaydı "babam" da ne çok severdi!

Huzur ve dinginlik!
Sonra keşfettim nedenini...
Onunla zaman zaman gezerken Türkiye'yi...
"Şu gördüğün orman var ya, onu ben diktim!" "Şu uzaktan gördüğün yeşilkümesini gördün Ali? Teker teker, ellerimle dizdim fidanlarını..."
Emekli orman mühendisinin yaşamdaki en büyük servetiydi, Türkiye'nin pek çok şehrini çevreleyen o huzur ve dinginlik örtüsü...
Bir de gözlerini dolduran acısı, her orman yangını haberinin...
O türkü, nasıl dinlenir bundan sonra bilmem? özlerine kızsa da onu her seferinde hüzünlendiren o türkü... Aman ormancı...

Altı haftadır derin bir uykudaydı... Önceki gün artık uyanamayacağını söyledi doktorlar...
O günlerin uykuda geçmesine sevindim. Üzülürdü biliyorum koca Beşiktaşlı... "Keratalar""Sergen ve Tümer" için... "Allah vergisi bu çocuklar... Allah Beşiktaş'abağışlasın."
Uykudaydı. Öyle gitti. Üzülmeden... Habersiz... İyi de ben şimdi kimi kızdıracağım, kiminle bahse gireceğim, Beşiktaş'la maçlarımızdan önce...
Bir de... İki hafta sonra pazar günü, kime ne diyeceğim?
derdi,