Salı, Nisan 18, 2006

ANKARA, ANKARA, ANKARA

Ankara, yare kavuşmaktır. Sevgiliye vuslattır Ankara!!

Tuğba

ANKARA GENÇLİĞİMİN ŞEHRİ

12 Eylül 2000! Güvenpark metro çıkışının bir kenarına oturmuş bakıyorum kalabalığa! Ne oluyor acaba? Bugün önemli birgün mü? Hayır! Ankara’nın her zamanki memur kalabalığıymış(Sonradan öğreniyorum) bir mesaj geliyor ilk cep telefonuma! İşte burada başlıyor hikâye! (Bilenler daha iyi anlar, bu mesaj olayını)

Gençliğimin en güzel yıllarını yaşadım, yaşıyorum Ankarada. Kızılayda insan kalabalığı içinde çıtır, mis kokulu simitler görüyorum tezgahlarda. İnsanların yüzünde ise hep bir devlet asabiyeti Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi!
Her sokağı her semti bir ayrı yaşam Ankaranın. Yükselde
“savaşa hayır”cılar, lacivert formalı polisler, Karanfilde “Gell Ablaaa ne alırsan 1 yetele”ciler, Dost Kitabevi önünde hep birilerini bekleyen gözler!!

Yaşamayan bilmiyor neden Ankaranın bu kadar soğuk, ne dene bu kadar güzel olduğunu!

Üniversiteyi Ankarada okumalı insan! Hacettepeli, Odtülü, olmalı insan! Tüm finaller, vizeler Ankarada olmalı! Kar yağmalı tatil olmalı tüm okullar! Kardan adam yapmalı tüm çocuklar!!
Her yerinde Ankaranın bir asker disiplini!! Her yerde bir yeşil üniformalı! Aklımdan 12 Eylüller geçiyor. Neler görmüş Ankara! Büyük bir devi
ağırlıyor! Anıttepede Anıtkabirde!

Ankara ağır abi gibidir. Raconları vardır. Herkes bir abisi olsun ister Ankarada! Özellikle de mecliste. Çünkü herkesin yolu mutlaka Ankaradan geçecektir

Sıhhiyede ağır bir hastane kokusu başlar! Beyaz önlüklüler geçer yanınızdan! Ankaranın hasta yüzüdür. Herkes şifa bekler Allahtan!

Dua etmek namaz kılmak başkadır Kocatepede. Ankara’nın simgesi, Allahın en güzel evlerinden biri.
Oruç tutmak başkadır Ankarada.
İftarını açacak yer bulamamak da güzeldir. Hostadan aldığın ekmek arası dönerle de idare edersin!



Tunalıda Tunusda Arjantinde Atakulede, ağır bir BURJUVA kokar. Mercedesler; Jeepler sadece GOP’a gider. Camları hep kapkara , hep soğuk…

Ankara’ya bir başka yağar kar Mamak’takine Sincan’dakine ayrı yağar Çankaya’dakine bahçelidekine ayrı yağar. Biri Ankara’nın üşüyen yüzü, biri şömine önündeki keyifli yüzüKar hep çok yağar Ankara’ya. Ayazdır sabahları, yoğun bir sis. Rengârenk atkılı bereli insanlar hep koştururlar bir taraflara!
Her Ankara’dan ayrılışım vuslattır sevgiliye! Çekilmez yollar! Yavuz Bingöl bile dindirmez vuslatı, daha da körükler.. bir yandan “Neredesin sen” bir yandan gözyaşlarım..

Şarkılardasın Ankara

“Ankaradan abim gelmiş
Evde bir bayram havası
Annem babam beni çok severmiş”

“Yoksun sen aslında
Yalnızım bu kumsalda
Neler neler yapıyorsun bensizken Ankarada”


Ankara aşkımın doğduğu, büyüdüğü, olgunlaştığı, şehir! Ankara hayatın her yönünü hatırlatan her yönünü unutturan, kışın çok soğuk, yazın kuru sıcak…

İstanbul’a inat

ANKARAYI DİNLİYORUM GÖZLERİM AÇIK!

Pazar, Nisan 02, 2006

BAHAR GELDİ !!


DOĞANIN HARİKA BÖCEKLERİ : KELEBEKLER
İnanılmaz güzel renkleri ve desenleriyle, doğanın en güzel ve en narin böcekleridir onlar. Kelebek olmak için geçirdikleri mucizevi aşamalar, hala doğanın en büyük bulmacalarından biri.
Kelebekler; tarifsiz güzellik ve zarafetleri sayesinde doğanın en ilginç ve en narin eserleridir. Yumurtadan tırtıla, kozadan kelebeğe dönüşme evresinde, geçtiği aşamalar ve geçirdiği evrim sayesinde doğanın en çok 'kılık' değiştiren hayvanlarıdır. Üstelik zavallı tırtılı koruyan kimse de yok. Minnacık tırtıl hayatta kalma mücadelesini tek başına vermek zorunda. Bir süre sonra da o kadar çok yemek yemeğe başlar ki, hızla büyür. 'Derisi' soyulur ve sürekli dönerek vücudu etrafında koza oluşturur.

Düşmanları nasıl atlatıyorlar?
Kelebekler kendileri için uygun olan yemekleri, düşmanlarından nasıl korunacaklarını, hangi partnerlerin kendileri için uygun olduklarını çok iyi bilirler. 'Dryas Julia' veya 'Argyreus Hyperbius' türleri, düşmanlarını atlatmak için 'saklambaç' oynamaya karar verdiklerinde, kendi renklerine uygun bitkileri bulurlar. Çoğu zaman kırmızılı ve sarılı bitkiler, bu amaç için en uygun olanlarıdır. 'Kallima Machus' türü kelebek, kamuflajın en kurnaz ustalarından sayılır. Tehlike sezdiğinde hemen kanatlarını birleştirir. Bu durumda kendisini kuru bir yapraktan ayırt etmek mümkün değildir. Uçarken ise güzelliği tarifsizdir, çünkü 'Kallima Machus'; gökyüzünün mavisi ve parlayan güneşin sarısını kanatlarında taşır.


Dünyada yaklaşık 150.000 kelebek türü vardır. Hepsi de birbirinden farklı
özellikler taşır.
'Baykuş' kelebeği çürümüş muzların tadına bakmaya bayılır. Çünkü çürümüş muzlarda çok düşük oranda alkol bulunur. Kelebekler de bu alkolü içtiklerinde sarhoş olurlar. 'Güvercin kuyruğu' kelebeği bazen ileriye, bazen de geriye doğru uçar. Bazı kelebeklerin ise çok uzun emme hortumları vardır. Bu hortumlarını kullanmadıkları zamanlarda içe doğru sararlar. Hortum yuvarlanarak sarılmadığı zamanlarda kelebeğin boyunun 3 katı kadar uzayabilir.

"Gülerim hep, durmadan
Mutluluk tek arkadaşım
Huzur yanımdan koşar
Vücudum boşluktadır
Havalanıp göklere çıkar
Ve işte ben bir kelebeğim
Çünkü iyi bilirim ki
Kelebekler sonsuza uçar!"
Musa Yaşaroğlu